Wiki Anıtları Sever, Ya Siz?

Bugün gördüğüm bir günlük yazısıyla öğrendim ki dünyanın dört bir yanındaki Wikimediacılar, tüm dünyanın en geniş çaplı fotoğraf yarışmasını düzenleme hazırlığındaymış: “Wiki Loves Monuments”. Bu yarışmada katılımcılar, tarihi ve sanatsal anıtların fotoğraflarını çekip gönderiyorlar.

Yarışmaya gönderilen fotoğrafların tüm hakları, alıştığımız gibi yarışmayı düzenleyen kuruluşa ait olmuyor tabii ki. Wikimedia Commons’a, özgür bir lisans ile yüklenip, Wikipedia ve benzeri yerlerde kullanılabiliyor. Bu sayede hem geniş bir fotoğraflı dünya mirası listesi oluşturuluyor, hem de henüz Wikipedia ile tanışmamış ya da katkı vermemiş olan insanlar teşvik ediliyor. Hatta geçen senelerde de düzenlenmiş, benim haberim yoktu. Örneğin; 2011 yılında düzenlenen yarışmaya 168.000 fotoğraf gönderilmiş.

Akıllı telefon kullanıcıları için de güzel bir haber var. Bu seneki yarışma için Wikimedia tarafından bir Android uygulaması geliştirilmiş. Wiki Loves Monuments 2012 yarışmasına katılan ülkelerin bir listesi şurada var. Fotoğraf çekmeyi sevenlere duyrulur, Türkiye henüz listede yok. 🙂
Yarışmayla ilgili daha geniş bilgi için ise şuraya bakılabilir.

Linux Yaz Kampı 2012

Linux Yaz Kampı için 23 Haziran – 8 Temmuz 2012 tarihlerinde Bolu’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ndeydik. Aslında yolculuğum 14 Haziran gecesi başladı. Haftasonu Ankara’daki Linux Kullanıcıları Derneği genel kurulu için yola çıktım. Ankara Ankara güzel Ankara… Ankara’da kaldığım yaklaşık bir hafta boyunca hem uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı gördüm, hem de etrafı dolaştım. İzmir’in sıcaklarından sonra nasıl iyi geldi Ankara’nın nispeten serin havası anlatamam. Açıkçası Bolu’ya istemeye istemeye gittim.

Bolu’ya vardığımda Perşembe akşamıydı. Kamp alanına ilk gelen ben olduğumdan ilk iş kampüsü ve sınıfları gezmek oldu. Kamp boyunca 5 farklı konuda (Java, PHP, Linux Sistem Yönetimi 1. Düzey, Linux Sistem Yönetimi 2. Düzey, LibreOffice & Linux Masaüstü), 7 sınıfta paralel eğitimler oldu. İhtiyacımız olan 7 sınıfın hepsi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeydi. Ben gittiğimde projektör, bilgisayar, priz gibi tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Kampüsü gayet ferah ve yeşil buldum, çevresi de oldukça güzeldi. Ormanlar, yakındaki Gölköy göleti ayrıca bir güzellik katmış kampüse. Geçen sene Linux Yaz Kampı Düzce Üniversitesi’nde düzenlenmişti. Düzce Üniversitesi yeni gelişmekte olan bir üniversite. Orada da çevrede çok güzel ormanlar olmasına rağmen yeni bina inşaatları, çevre düzenlemeleri vs arasında yaz kampı yapmak bir miktar rahatsız ediciydi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi ise daha oturmuş bir üniversite olduğu için çevrede inşaat faaliyeti yoktu ve sosyal olanaklar anlamında daha gelişmiş. Örneğin; içinde kuaförden, bankaya kadar pek çok şey barındıran aktivite merkezi adını verdikleri bir çarşısı var. İki üniversite arasındaki en büyük fark ise hava koşulları. Düzce’nin nemli ve sıcak havasına karşılık Bolu’nun serin ve rüzgarlı bir havası vardı.

23 Haziran Cumartesi günü tüm katılımcıların gelmesiyle birlikte kamp resmen başlamış oldu. Kursiyerlerin kalması için ayarlanmış olan yurtlardan Kredi Yurtlar Kurumu’na ait olanla sorunlar yaşadık. Yurt boş olmasına ve önceden bize söz verilmiş olmasına rağmen bir başka etkinlik sebebiyle kursiyerleri yurda almadılar. Her ne kadar kursiyerlerin kampüs içinde konaklamasının önemini anlatmaya çalıştıysak da ne bizim ne de üniversite yönetiminin müdahalesi işe yaramadı ve kursiyerleri şehir merkezindeki KYK yurduna aktarmak zorunda kaldık. Tabii buna bağlı olarak bir de ulaşım sorunu ortaya çıktı. Neyse ki kamp boyunca bu konuda tekrar büyük bir sorunla karşılaşmadık.

Bu bilinen bir gerçek ki milletçe okumayı pek sevmeyiz. Bunun etkilerini de kamp başvurularında ve kamp süresince hissettik. Web sitesinde detaylı olarak belirttiğimiz her konuda defalarca sorular aldık. Açıkçası bu sene kampın tarihleri biraz kötü bir aralığa denk geldi. Yaz okulları, bütünlemeler, yüksek lisans başvuruları, KPSS gibi nedenlerle insanların mazeretleri vardı. Ama tüm bunları saymasak bile, kampa geç katılanlar, erken ayrılanlar, düzensiz devam edenlerin önüne geçmeye çalışsak da tamamen engellemek mümkün olmuyor. Sonuçta katılımcıların hepsi sorumluluklarını bildiğini varsaydığımız yetişkin insanlar. Sadece katılım belgesi almak için gelenler ise her zaman olduğu gibi yine sadece kendini kandıranlar. Bunu bir tatil/işten kaytarma fırsatı olarak görenler ise gerçekten öğrenmeye hevesli insanların önünü kesenler ki en çok bunlar kızdırıyor beni.

Kamp, 15 gün boyunca, deyim yerindeyse gece gündüz derslerle devam etti. Sabah 9:30-12:30, öğlen 14:00-17:30, akşam ise 19:30-21:30 arasında dersler yapıldı. Sadece arada bir gün tatil yaptık. O gün Abant ve Gölcük’e geziler düzenlendi. İsteyen Abant’a, isteyen Gölcük’e gitti, isteyen kendi kendine değerlendirdi günü. Ben Gölcük’ü tercih edenlerdendim. Mesire alanından çıkıp ormanda biraz yürüyüş yapmak istemiştik ki bir ormancının “Fazla yukarıya çıkmayın, tekin değildir buralar.” uyarısıyla pek kısa bir yürüyüş oldu bizimki. 🙂 Etrafta ayılar varmış.

Bolu’ya ayak bastığım ilk günden itibaren Gölköy ve etraftaki diğer ormanlarda yürümeyi kafama koymuştum. Ancak geç biten dersler, günün yorgunluğu ve hava değişikliği sebebiyle kendimi halsiz hissetmem sayesinde yürüyüşler son iki güne hatta geceye kaldı. İki gece arka arkaya ormanda yaptığımız yürüyüşlerin sonuncusunda göle ulaşmayı başardık. Keşke kamp daha uzun olsaydı da daha fazla yürüyebilseydim diye hayıflandım. Bolu’ya dair tek şikayetim yemek oldu. İlginçtir, bunu söylediğim herkes Bolu ve ünlü aşçılarına değinip, şaşkınlığını dile getirdi. Özellikle kampüste ciddi yemek sıkıntısı var. Yemekhane yemekleri kötü, aktivite merkezinde hem yemekler kötü hem hizmet kötü, Kütük Restoran’da sürekli ızgara yenmiyor, misafirhane ise sadece akşam yemeği yapıyor. Kampüs dışında ise araçla ulaşılabilecek yerlerde güzel yemek bulabildik. Özellikle sanayi sitesi içindeki “Alan Kardeşler Günaydın Restoran” kesinlikle Bolu’daki en güzel yemekleri yapıyor. Bir güzel sürpriz de geçen sene Düzce’de kapısını aşındırdığımız Çorbacı Mülayim’in Bolu şubesiydi.

Kampın son günlerinde kapanış telaşı başladı. Kamp için tasarlayıp, baskısını beklediğimiz tişörtler geldi, katılımcıların kursa kaç saat katıldıkları hesaplandı, katılım belgeleri bastırıldı, bir de hesapta olmayan bir aksilik oldu: KPSS için bulunduğumuz bina kapatıldı. Bu konudaki çözümü son gün kongre merkezindeki bir salona geçmekte bulduk. Tişörtlerin bir kısmı, güvenerek binada bir odaya bıraktığımız yerden çalındı. Çalınanların bir kısmını Çağdaş ve Umuthan’ın gayretleri sayesinde geri alabildik. Zaten sayılı olan ve baskıdan eksik gelen tişörtler iyice azaldı böylece. Katılım belgelerine kaç saat katıldıklarının yazılacağını öğrenen bazı kursiyerler, gelmedikleri günler de tam yazılmak istediler. Hatta bazıları yoklama kağıtlarına geçmiş günler için imza atmak istediler. Kursiyerlerimizden bu gibi etik olmayan istekler gelmesi üzücü oldu. Özetle, iyisiyle kötüsüyle bir yaz kampını daha sağsalim atlattık. Benim için kampın en güzel tarafı yine arkadaşlıklar oldu. Etkinlikten etkinliğe gördüğüm insanlar, keyifli sohbetler, eğlenceli olaylar, bazen de alternatif partiler. 🙂 Hepsini bırakmak zordu ama en zoru da Bolu’daki mis gibi havayı bırakıp İzmir’e dönmek oldu.

Fotoğraflar: LKD GaleriKişisel Galeri

Başka Bir Teknoloji Mümkün mü?

25 Mayıs 2012 Cuma günü Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi “Başka Bir Teknoloji Mümkün mü?” başlıklı çalıştaya ev sahipliği yaptı. (Şurada bir duyurusu var.)

Çalıştay, “Şeylerin Hikayesi” adlı kısa film gösterimi ile başladı. Tüm gün süren çalıştayda sabah oturumları daha genel tartışmalar ve felsefik bakış açıları ile geçti. Öğleden sonra ise üç farklı alanda (Tarım, bilgisayar ve enerji) günümüzde bize dayatılanların aksine neler yapabileceğimiz konuşuldu. Tayfun Özkaya, yerel tohumlarn önemi, GDO, tarım ilaçları gibi konulara değindi. Baha Kuban, enerji teknolojileri, bu teknolojilere bağlı olarak iklim değişimini anlattı. Dünyada bu konuda herkese örnek olması gereken bazı uygulamalardan söz etti. Bense hepimizin neredeyse eli ayağı haline gelen bilgisayarlarda özgürlükten söz ettim.

Bu çalıştay sonucunda gördük ki alıştırıldığımız, iyi, sağlıklı, verimli olduğuna inandırıldığımız teknolojiler, yaşam kalitemiz ve geleceğimiz üzerinde hiç de güzel etkilere sahip değiller. Ve biz hiç farketmeden kendi kendimizi köleleştiriyoruz, kendi ayaklarımızla gidip teslim oluyoruz. Yine bu çalıştayda gördük ki konu ister bilgisayar ister tarım olsun dünyada birşeyleri değiştirmeye çalışan, hem de bunu birbirlerinden habersiz olarak aynı şekilde yapmaya çalışan insanlar var. Bu noktada insan “aklın yolu bir” diye düşünmeden edemiyor. Kendi meslek alanlarımızın dışında bilgilendiğimiz, arada köprüler kurabildiğimiz böyle etkinliklerin devamının gelmesi dileğiyle.

Sunum notları: Bilgisayar ve Özgürlük (PDF)

İzmir Festivali Başlıyor

Uluslararası İzmir Festivali’nin 26.sı düzenlenecekmiş bu sene. Hem de 4 Haziran’da başlıyormuş. (Nasıl daha önce haberim olmamış, hayret.) Bugün radyoda tesadüfen duyup sevindiğim festival bu sene gerçekten çok zengin. En çok sevindiğim etkinliklerden birisi de yıllar önce İstanbul’da dinleyip tadına doyamadığım Alexander Markov’un “Rock Konçerto”su. Umarım gitme şansım olur . 🙂

Detaylı program için: İKSEV

Seminerlerin Ardından Çayeli’nden Öteye

Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde ve Rize’nin Çayeli ilçesinde Linux ve özgür yazılım anlatmak için yollardaydık bu kez. Kelkit’te meslek yüksekokulu öğrencilerine, Rize’de ise meslek lisesi öğrencilerine hitap ettik. Eee oralara kadar gitmişiz, Çayeli dediğin Kaçkar Dağları’nın dibi, nasıl durulur ki bir yaylaya çıkmadan?

DSC_7400-300x199
Ayder Yaylası.

Perşembe ve Cuma günleri seminerler vardı, ardından haftasonunu fırsat bilerek Ayder Yaylası’na çıktık. Aslında Ayder Yaylası’na yıllar önce gitmiştim. Fazla betonlaşmış, şehirleşmiş, kalabalıklaşmış bulup keyif alamamıştım. Ancak mevsim itibariyle ulaşılabilecek yayla sayısı fazla değil, özellikle de toplu taşıma araçlarıyla gidecekseniz. Neyse ki sezon açılmadığı için yaylada fazla kalabalık yoktu. Tabii ne yazık ki tesisleri, binaları taşıyamıyorsunuz. Çoğu kapalı olmasına rağmen şehir havasından kurtulamıyorsunuz.

DSC_7261-300x199
Yürüyüş sırasında görünen Kaçkar Dağları.

Yaylaya çıkma amacımız gezip görmek kadar, dağ tepe bayır yürümekti aynı zamanda. Yanımızda botlar, tozluklar, yağmurluklarla zorlu Karadeniz koşullarına hazırlıklıydık. Bundan önce Karadeniz’e her gidişimde mutlaka yağmura yakalanmıştım. O kadar çok yağış alan bir bölgeyi, hem de bu mevsimde yağmursuz düşünemiyordum. Ancak 11 Nisan’da Erzincan’da başlayıp 15 Nisan’da Trabzon’da biten etkinliğin sadece ilk günü, yani 11 Nisan’da Erzincan’da yağmur vardı. Ayder Yaylası’nda hava günlük güneşlikti. Yürüyüş sırasında yandık epey. Hem çok sıcaktı hem de güneş fena yakıyordu. Yağmura ve kara karşı hazırlıklıydık ama güneş hiç aklımıza gelmemişti. Suratımdaki tüm güneş yanıklarına rağmen yine de çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Hem tüm manzaranın tadını çıkarabildik hem de hiç ıslanmadık. Her yerden gürül gürül akan sular eşliğinde, sonradan Kavrun Yaylası’na doğru çıktığını öğrendiğimiz karlı yolda 5-6 kilometrelik keyifli bir yürüyüş yaptık.

DSC_7305-199x300
Gürül gürül akan dereler.

Yürüyüş boyunca hayıflandığımız birkaç şey oldu. İlki alınan kilolar ve kondisyon eksikliği. Benim için aylardır hareketsiz oturmanın cezası. İkincisi kafa lambası almamış olmamız. Hava kararmadan dönmek zorunda oluşumuz, sürekli saati kontrol etmekle ve geri dönüş yolunu hesaplamakla uğraştırdı bizi. Bir diğeri yanımıza GPS almamış olmamızdı. Tam olarak kaç kilometre yürüdük daha kolay hesaplayabilirdik. Son olarak güneşi hesaba katmamış olmamız var. Belki çok nadir bir hava durumuna denk geldik ama şapka ve güneş kremi bu mevsimde bile gerekli olabiliyormuş Karadeniz’de. Bir de yolun neredeyse üçte birini Ayder Yaylası’ndan çıkmak için tırmanarak geçirdik. Tüm tesislerin bittiği yere kadar bir araçla gelinse çok çok daha keyifli bir yürüyüş yapılabilirdi ancak bizim durumumuzda bu geçerli değildi tabii.

DSC_7321-199x300
Yol boyunca şelaleler vardı.

Geri dönüşle birlikte toplam 10-12 kilometrelik bir yürüyüşün ardından muhlama yemek lazımdı. 🙂 Yanında gelen mısır ekmeği de ayrıca harikaydı. Genel olarak yemeklerden memnun kalınca (köfte de hiç fena değildi doğrusu) ertesi gün sabah kahvaltısını da aynı yerde yapmaya karar verdik.

Ertesi gün sıcak ama hafif bulutlu bir hava vardı Ayder’de. Söylentilere göre yağmur yağacakmış sonraki gün. E tabii biz gidiyorduk, yağsın artık. 🙂 Ayder dönüşü Pazar ilçesi üzerinden Çayeli’ne gidecektik. Pazar’dan Çayeli minibüsüne binmeden önce bir peynirci dükkanını satın almaktan son anda vazgeçtik ve sadece kocaman birer torba peynirle yetinmeye karar verdik. 🙂

İki güzel seminerin ardından yaylaya çıkmak gerçekten keyifli oldu. Çayeli’ndeki seminerde lise öğrencilerine hitap ederken daha hareketli, görseli bol sunumlar yapmamız gerektiğini öğrendik. Öyle olsa daha iyi olabilirdi ama yine de hem bir kısım öğrencinin hem de öğretmenlerin ilgisi gayet iyiydi.

DSC_7200-300x199
Çayeli semineri.

Kelkit seminerinde karşımızda zaten hitap etmeye alışık olduğumuz bir kitle olduğundan, daha güzel ve sorunsuz geçti seminer. Seminere olan ilgiden oldukça memnun kaldık.

DSC_7144-300x199

Kelkit semineri.

Kelkit’te her yerde kuşburnu yetiştiğini öğrenmem, oraların ünlü kuşburnu içeceği (fındıkla ve soğuk olarak denedik), Kelkit’ten Rize’ye giderken geçtiğimiz Gümüşhane’nin merkezi ve ünlü Zigana Geçidi aklımda kalan diğer şeyler oldu. Ve seminerlerin ardından Çayeli’nden öteye yaptığımız bu küçük gezi, uzun zamandır hayalimde olan, sırtımda çadır o yayladan bu yaylaya, konaklaya konaklaya daha uzun bir yürüyüş isteğini körükledi.

Belge Özgürlüğü Günü Ardından

28 Mart’ta Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde Belge Özgürlüğü Gününü (Document Freedom Day) kutladık. İki tane pastamız ve broşürlerimiz vardı. Gün boyu broşürlerden dağıttık ve öğlen de tahmin ettiğimizden daha kalabalık bir toplulukla pasta kestik. 🙂

DFD_cake-300x225

documentfreedom.org sitesinde tüm dünyada yapılan Belge Özgürlüğü Günü etkinliklerine yer veriliyor. Biz de küçük kutlamamızla Türkiye’den katılan ilk ve tek topluluk olmuş olduk. Devamının daha zenginleşerek gelmesi dileğiyle…

Sitede yer alan etkinliğimiz: Türkiye

Etkinlik için hazırladığımız (Nermin Canik ve Özlem Özgöbek) belgeyi paylaşmak isteriz: PDF

Belge Özgürlüğü Günü

28 Mart tüm dünyada “Belge Özgürlüğü Günü” (Document Freedom Day) olarak kutlanıyor. Bu günde açık standartlarla ilgili toplantılar, seminerler, LibreOffice kurulumu, hatta pasta kesmek gibi etkinlikler düzenleniyor. Amaç tabii ki açık standartlara dair bir farkındalık yaratmak.

Şu bağlantılarda açık standartlarla ilgili İngilizce olarak daha fazla bilgi bulunabilir:

DFD
Wikipedia
FSFE

Biz de Ege Bilmuh GNU/Linux ve Özgür Yazılım Çalışma Grubu (ozgurpenguen.org) olarak bu güne kendi çapımızda katkı verelim dedik: http://documentfreedom.org/2012/events/#event-20120328-40

Pastamız ve broşürlerimiz olacak. Bilgi almak isteyen herkesi bekleriz.

Linux Kurulum ve Sunum Günü

E.Ü. Bilmuh GNU/Linux Çalışma Grubu’nun ilk etkinliği Linux kurulum ve sunum günü oldu. 28 Şubat’ta bölümdeki bilgisayar laboratuvarlarından birisinde düzenlediğimiz etkinlikte önce kısa bir “Linux Nedir?” sunumu yaptık. Ardından bir bilgisayara Ubuntu kurarak kurulum nasıl yapılır sorusunu cevaplamaya çalıştık. Son olarak da kurduğumuz işletim sisteminin masaüstünü ve bir KDE masaüstünü gösterdik. Böylece etkinliğin sunum kısmını bitirip kurulum kısmına başladık. Bundan sonraki uzun saatler çeşitli dağıtımları farklı bilgisayarlara kurmakla geçti. Birçok bilgisayarı özgürleştirdik! 🙂 Özgür kalmaları dileğiyle…
Laboratuvar, tarihinin en kalabalık etkinliğini görmüş olabilir mi?

Ancak asıl güzel olan ve bu etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçen herkesi çok şaşırtan şey etkinliğe olan talepti. Bölümün en büyük bilgisayar laboratuvarı ağzına kadar doldu, taştı. Hatta bölüm dışından gelenler oldu ki buna da çok sevindik. Sonradan öğrendik ki astronomi bölümünden bir hoca öğrencilerden Fedora kurmalarını istemiş. Nasılsa bizim etkinliği duyup gelmişler.

Kurulum geç saatlere kadar devam etti.

Etkinlikten sonra, gelmek isteyip zaman uymadığı için gelemeyen kişiler etkinliğin tekrarını istediler. Geçtiğimiz hafta etkinliği tekrar ettik biz de. Ancak bu sefer hem yeterince duyuramadık, hem de “aaa biz de gelecektik, bir daha yapın” diyen kişilerin ne kadar gerçekçi olduklarını görmüş olduk. Katılım epey azdı ama yine de etkinliği aynı şekilde tekrar ettik.

Çalışma grubunda her hafta bir etkinlik yapma konusunda epey kararlıyız şimdilik. Bir Linux oyun etkinliği yaptık örneğin. Armagetron, Hedgewars ve OpenArena oynadık. Arada oyun oynamak da lazım 🙂

Yeni planlar, projeler yolda. Gelişmeleri yazmaya devam edeceğim.

Ege Üniversitesi’nde Bir GNU/Linux Çalışma Grubu

Bölümde Linux ile ilgilenen birkaç öğrenci arkadaşla tesadüfen kesişen yollarımız bir “GNU/Linux ve Özgür Yazılım Çalışma Grubu” ile son buldu. Beni oldukça heyecanlandıran ve sevindiren bu gelişmeler, bölümde hem hocalardan hem de öğrenci arkadaşlardan aldığımız olumlu tepkilerle yerini biraz da hayrete bıraktı. Açıkçası bu kadar yoğun ilgi beklemiyordum.

Bölümdeki öğrenci topluluğuna rakip ya da yanında bir ikinci topluluk oluşturmaktansa bir çalışma grubu olarak kalmayı, bürokrasiye hiç girmemeyi tercih ettik. İlk etkinlik olarak bir tanışma toplantısı düzenledik ve ilgilenen herkesi davet ettik. Nasıl ve ne için bir araya geldiğimizi, neler yapmak istediğimizi anlattık.

Tanışma toplantısı. Toplantı sonrasında kokteylimiz bile vardı. 🙂

Her sene bölümden bilgisayar mühendisi olarak mezun olan yüzlerce insanın Linux ve özgür yazılım hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden mesleğe başlaması çok büyük bir eksiklk. Ne yazık ki derslerde bu konuda pek birşey yapılmıyor, yakın zamanda bir değişiklik olması da pek mümkün görünmüyor. Biz de temellerini attığımız bu çalışma grubunda bu eksiği biraz olsun gidermeyi hedefledik.

Güzel bir başlangıç oldu. Bundan sonraki etkinlikler, yapılacaklar gruptaki kişilerin çabasına bağlı olacak. Umarım daha da iyileşerek devam eder.

Bir Akademik Bilişim’in Daha Ardından

Her sene Şubat ayında Türkiye’nin bir başka köşesinde düzenlenen Akademik Bilişim Konferans’ı bu sene Uşak Üniversitesi’ndeydi.

Akademik Bilişim, birçok farklı alandaki bilimsel içeriğin yanı sıra Anadolu’nun farklı illerini ziyaret etme fırsatı da sunduğundan oldukça popüler bir konferans. Katılım oldukça fazla oluyor, sponsorların standları ise tam bir fuar havası katıyor ortama. Bu açılardan bakıldığında sosyal yönü de güçlü olan bir konferans.

Bu yıl üç gün sürecek konferans öncesi Android Programlama, Python, PostgreSQL, LibreOffice, Linux Sistem Yönetimi ve Özgür Yazılımlarla Saldırı Yöntemleri konularında ücretsiz kurslar düzenlendi. Özellikle Android programlama kursuna olan ilgi çok fazlaydı. Ben de uzun zamandır merak ettiğim Python programlama diline bir giriş yapmış oldum. Kurslar dört gün sürdü. Sabah 9:30’dan akşam 18:00’e kadar epey de yoğun geçtiğini söyleyebilirim. Akşamları ise arkadaşlarla sohbetin, muhabbetin tadına doyum olmadı. Saatlerin nasıl geçtiği farkedilmediğinden bu süreçte çok yorgun düştüğümü belirtmeliyim. 🙂 Kurslar sırasındaki bir diğer güzel ve ilginç olay da yazın Düzce’de Linux Sistem Yönetimi Yaz Kampı’nda askere uğurladığımız Erdem arkadaşımızı Uşak’taki bu kurslar sırasında askerden teslim almamız oldu. Kendisi askerden direkt etkinliğe geldi.

LKD ekibiyle Ezogelin’de bir akşam yemeği.

Kursların bitiminden hemen sonraki gün konferans başladı. İlk gün dolup taşan etkinlik alanı ikinci ve üçüncü günler gittikçe tenhalaştı. Hepsi aynı dinleyici yoğunluğuna sahip olmasa da tam yedi salonda paralel oturumlar gerçekleşti. Her sene olduğu gibi bu sene de salonlardan bir tanesi LKD seminerlerine ayrıldı.

Uşak Üniversitesi’nin resmi kuruluş tarihi 2006. Kampüsün ne zaman inşa edilmeye başladığını bilmiyorum ama inşaat hala yoğun bir şekilde devam ediyor. Kampüste dört bir yanda inşaat var. Dolayısıyla çere düzenlemesi de yapılmamış, bazı yollar toprak. Toprak yollar özellikle yağışlı havada pek hoş olmuyor. Etkinlik en çok eleştiriyi bu açıdan aldı gördüğüm kadarıyla. Diğer yandan yerel organizasyon çok iyi iş çıkardı. Öğrencilerden ve personelden çok fazla kişi emek verdi etkinliğe.

Uşak Üniversitesi Kampüsü henüz inşaat halinde.

Her sene Akademik Bilişim’e gittiğimde mutlaka yaptığım çevre gezilerinden eser yoktu bu sene. Uşak merkeze (üniversite merkezden 10 km kadar uzakta) iki akşam sadece yemek yemek için indik. Tabii bunda etkinliğin yoğun temposu kadar hava şartlarının da etkisi vardı. Örneğin, hava güzel olsa yemekten sonra biraz yürünebilirdi. Oldukça soğuk bir kışın en soğuk günlerine denk geldik. Öyle ki kurslar başlamadan önce kardan yollar kapandı ve Ankara ekibi bir gün gecikmeli gelebildi etkinliğe.

Ve bir Akademik Bilişim daha sona erdi. Hem de benim için daha önce hiç olmadığı kadar yoğun geçerek.

Web Page & Blog