Bir Linux Yaz Kampı’nın Daha Ardından: Perde Arkası

Bilindiği gibi Linux Kullanıcıları Derneği (LKD), İnternet Teknolojileri Derneği (INETD) ile işbirliği içinde her sene yaz aylarında, herkesin katılımına açık olan 15 günlük Linux yaz kampı düzenlemekte. Bu yaz kampına katılım için katılımcılardan herhangi bir ücret alınmıyor. Sadece katılımcıların kendi yol/konaklama/yemek masraflarını karşılamaları gerekiyor. KYK ve üniversite yurtlarında uygun fiyatlı konaklama imkanı sunuluyor. Bu sene, yani 2015 yılında bu kampın 6.sı düzenleniyor. Son 4 yıldır ise Linux Yaz Kampı, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde üniversitenin de desteği ile düzenleniyor. Geçtiğimiz 5-6 yıldır her sene artan başvuru sayıları bu organizasyonun başarısının bir göstergesi. Ben son birkaç yıldır aktif olarak bu organizasyona destek olamasam da e-posta grubunu elimden geldiğince takip ediyorum. Bu yazıya başlarken bu kadar popüler olan bir organizasyonun perde arkasında neler olduğu ve gönüllü dernek üyelerinin bu etkinliği gerçekleştirebilmek adına nelerle özenle ilgilendiği konusunda herkesin fikri olsun istedim. Şimdi detaylar…

Öncelikle başvurular alınmaya başlamadan önce yapılması gerekenleri sayarak başlayacağım. Kamp tarihinin belirlenmesi (Ramazan Ayı ve Bayramı ile çakışmamasına özen gösteriliyor.), üniversite ve yurt müdürlükleri ile iletişime geçilip belirlenen tarihlerde dersliklerin ve yurtların müsait olduğunun netleştirilmesi, gönüllü eğitmenler ile iletişime geçilip belirlenen tarihlerde kampa katılıp katılamayacakları ve hangi dersleri/sınıfları açabileceklerinin belirlenmesi, web sitesinin güncellenip kayıt almaya hazır hale getirilmesi, sponsor dosyasının hazırlanıp çeşitli firmalara sponsorluk teklifinde bulunulmak üzere gönderilmesi, kampta dağıtılacak promosyon malzemelerinin ve katılımcılara yol gösterecek afişlerin belirlenmesi, hazırlanması. Özetle, daha ortada görünen hiçbir şey yokken hummalı bir çalışma başlıyor.

Başvurular başladığında tüm kayıtlar veritabanında depolanıyor. Başvuranlar arasında üniversite öğrencilerinden, çok çeşitli kurum ve şirketlerde çalışanlara kadar farklı yaş ve hatta meslek gruplarından kişiler oluyor. 2015 yılındaki toplam başvuru sayısı 775. Sınıflar ve eğitmenlerin üst limiti belirlediği toplam kontenjan ise 300 kişi civarı. Dernek olarak stratejik görevlerdeki kişilerin eğitiminin daha önemli olduğunu düşündüğümüz için başvurularda öncelik görevlendirme alan kamu ve üniversite bilgi işlem personellerine veriliyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi kampa katılım herkese açık ve başvurular kapandıktan sonra kontenjan elverdiğince homojen bir seçim yapılıyor. Bu seçimler yapılırken daha önce INETD ya da LKD’nin benzer etkinliklerinde çeşitli sebeplerle kara listeye alınmış kişilerin de elenmesi gerekiyor. Seçim sürecinde yeterince hızlı olunamazsa gecikmeler yaşanabiliyor. Bu sene de gönüllü arkadaşlarımızın yoğunluğu sebebiyle sonuçları açıklamakta biraz geciktik.

Başvuranlar arasından elimizden geldiğince adil ve homojen bir seçim yaptıktan sonra kampa katılmaya hak kazananların bir listesi yayınlanıyor. Bu kişiler ile iletişime geçilerek kesin kayıtları yapılıyor ve bundan sonra yapmaları gerekenler açıklanıyor. Bunun yanı sıra bir yedek liste, bir de reddedilenler listesi oluyor. Tabii ki tüm bu kişilerle de iletişime geçilip durumdan haberdar ediliyor. Bu sırada üniversite ve KYK yurtları ile iletişim sürdürülerek kaç kadın kaç erkek katılımcı olduğu bilgisi veriliyor ki hem yaz okulu ya da staj sebebiyle yurtta kalmak isteyen öğrencilerin kontenjanlarını işgal etmeyelim, hem de Linux Yaz Kampı katılımcıları açıkta kalmasın. Bir yandan da eğitmenlerin geliş – gidiş tarihleri ve konaklama imkanları netleştiriliyor.

Eğitimlere kabul edilen kişilerden aynı sınıfta ders göreceklerin bilgi düzeylerinin birbirine yakın olmasına gayret ediliyor. Yoksa sınıftaki hiç kimse memnun kalmıyor, ders ya çok hızlı geliyor ya da çok sıkıcı. Bunun önüne geçmek için birkaç sene önce eğitimlere başlamadan bir seviye belirleme sınavı yapılmasına karar verilmişti. Bir yandan eğitmenler ve organizatörler bu sınavları hazırlamak için çalışıyorlar. Geçtiğimiz senelerde eğitimlerin başlamasına çok az bir süre kalmasına rağmen onaylanmış katılımcılardan kampın nerede yapılacağı, eğitim için ücret ödenip ödenmeyeceği, dersler başladıktan birkaç gün sonra kampa gelip gelemeyecekleri gibi, kamp web sitesinde üzerine basa basa belirttiğimiz soruları içeren e-postalar yağıyordu. Birçok kişiye garip ya da saçma gelmiş olabilir ancak bu sorunun üstesinden gelmek için kampa katılmak isteyenlere bu soruların yanıtlarını içeren ufak bir test yaptık. Açıkçası işe yaramış görünüyor. 2015 yılında kampın başlamasından hemen öncesine kadar alınan ve gönderilen e-posta sayısı 2500’ü geçmişti. Buraya kadar işlerin karışık olduğunu düşünüyorsanız gelin bir de bu noktadan sonra neler olduğuna bakalım.

Yaz kampının başlamasına 2 gün yani tam 48 saat kalmasına rağmen, çeşitli sebeplerle kampa katılamayacağını belirten katılımcılardan e-postalar yağıyor. Son anda çıkan acil işler, devam etmekte olan stajlar, kimi zaman da belirtilmeyen sebeplerle iptal e-postaları yağmaya devam ediyor. Elbette, insanlık hali, gerçekten ters giden ve önceden öngörülemeyen şeyler, seyahat engeli oluşturabilecek çeşitli sağlık sorunları olabilir. Ancak son anda yağmaya başlayan iptal e-postalarının hepsine bu gözle bakabilmemiz ve anlayışla kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden kamp web sitesinin Sık Sorulan Sorular bölümünde belirttiğimiz gibi kampa kesin kayıt yapıldıktan sonra başvurusunu iptal edenler LKD ve INETD’nin kara listesine alınıyor. Kara listeye alınanlar gelecekte bu iki derneğin düzenlediği herhangi bir kontenjanlı etkinliğe kabul edilmiyor. Kişileri kara listeye alırken iptal e-postasını gönderen kişinin iyi niyetine ve samimiyetine güvenerek, önceden tahmin edilemeyen önemli sorunlar yaşadığını belirten katılımcıları hariç tutuyoruz. Bunu anlamak çoğu zaman birkaç kez karşılıklı yazışmayı gerektiriyor. Bu konuda da herkese eşit davranmaya özen gösteriyoruz. Elbette iptal eden katılımcıların yerlerinin doldurulması gerekiyor. Bu noktada yedek listeler devreye giriyor ancak kampın başlamasına 1-2 gün kala yedek listedeki insanlara haber vermek pek hoş olmadığı gibi, pek verimli de olmuyor. Yine son ana kadar katılımcılardan gelen çok çeşitli sorular ve örneğin konaklama şeklinin değiştirilmesi gibi çözülmesi gereken sorunlar oluyor. Tüm bunların sonucunda son ana kadar yurt listelerinin ve katılımcı sayılarının güncellenmesi gerekiyor. Bütün bu sürecin üzerine kayıt yaptırıp haber vermeden kampa gelmeyenler ya da kampa gelip sonra kaçanlar da oluyor. Eh biz de anaokulu öğretmeni değiliz tabii kocaman insanları kulağından tutup getirelim ya da köşede tek ayak üstünde durma cezası verelim. Elimizden geldiğince adil ve herkese faydalı olacak bir organizasyon yapmaya çalışıyoruz ama elimizde olmayan şeyler de oluyor. Örneğin bu sene yukarıdan gelen bir emirle kampın son haftası KYK kadın yurtlarını boşaltmak zorunda kaldık. Şehirle üniversitenin ulaşımı ise belediyedeki koşullar değiştiğinden istediğimiz gibi sağlanamadı.

Sonuç olarak, bu kampın organizasyonunda perde arkasında yaşananları olabildiğince kısa şekilde anlatmaya çalıştım. Yazıyı daha da uzatıp okunabilirliğini azaltmamak adına bahsedemediğim şeyler de var, onlar da başka bir yazıya kalsın. Elbette bizler de insan olduğumuzdan hatalarımız da oluyordur. Ancak yukarıda anlattığım bütün hazırlık sürecinin ve kamp sırasındaki eğitim sürecinin tamamının gönüllülük esasına dayandığını bir kez daha belirtmem gerekir. Bu süreçlere katkı veren herkes kendi profesyonel işlerinde çalışmaktadır. Organizasyonla ilgilenen ya da kampa eğitmen olarak katılan herkes bu kamp için zaman yaratmakta, işlerinden izin alarak (kimi zaman alabildikleri kadar ya da uzaktan çalışarak), herhangi bir ücret almadan, kampa katılmakta ve katkıda bulunmaktadırlar. Kampın eğitmenlerin yol-konaklama ücretleri, sınıflarda kullanılacak olan elektrik kabloları, projeksiyon cihazları, perdeler gibi giderleri ise LKD, INETD, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi ve bulabilirsek sponsorlar tarafından karşılanmaktadır.

Tüm bu süreç sosyal bir deney olsaydı herhalde pek çok insanın kendilerine ücretsiz olarak sunulan imkanları ciddiye almayışlarının güzel bir kanıtı olurdu. Oysa insanlar böyle bir etkinlik için para ödeselerdi son dakika iptalleri ya da şartları okumadan kayıt formunu dolduranlar yine bu kadar çok olur muydu? Ama bu kez de derneğin misyonuna ters olan bir etkinlik olurdu. LKD’nin tüm etkinlikleri herkese açık ve ücretsizdir. Çünkü özgür yazılım herkesçe erişilebilir olmalı, özgür yazılım ve Linux’u olabildiğince fazla kişiye anlatabilmeliyiz. Parası olanlara değil, gerçekten istekli olanlara ulaşabilmeliyiz. İşte yukarıdaki bu uzun yazı sadece bu amaç doğrultusunda verilmiş emeklerin çok kısa bir özetidir. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürler, iyi ki varsınız.

2015 Yazılım Özgürlüğü Günü Yaklaşıyor

Yazılım Özgürlüğü Günü (Software Freedom Day) tüm dünyada özgür yazılıma dikkat çekmek ve bu bilinci arttırmak üzere kutlanıyor. Bu günde neler yapılacağı hakkında şurada ipuçları verilmiş olsa da, orada da yazıldığı gibi yapılabilecek etkinlikler sizin hayal dünyanız ile sınırlı. Yazılım özgürlüğü günü bu sene 19 Eylül Cumartesi günü kutlanacak.

Türkiye’de bu konuda birşey orgaize edilip edilmeyeceğini bilmiyorum. Henüz bu konuda birşey duymadım. O tarihlerde Türkiye’de olmayacağımdan ben birşeyler yapamıyorum. Ancak umarım Türkiye’de de birşeyler yapanlar olur.

web-banner-chat-register

Eğer bir etkinlik düzenlemek isterseniz etkinliğinizi şuraya kaydetmeyi unutmayın.  Hatta yazılım özgürlüğü günü Türkiye sayfasında da yer alabilirsiniz.

Biz Anıtları Pek Sevmeyiz

2012 yılında “Wiki Anıtları Sever” (Wiki Loves Monuments) fotoğraf yarışmasından söz eden bir yazı yazmıştım. 2010 yılında ilk kez Hollanda’da, 2011 yılında sadece Avrupa’da, ondan sonra ise tüm dünya çapında düzenlenen bu yarışma 2015 yılında da Eylül ayı içinde düzenleniyor. Bu bilgileri şuradan aldım. Aynı sayfada her yıl hangi ülkeden kaç fotoğrafın eklendiği bilgisini de görebilirsiniz. Dikkatinizi çekti mi? Türkiye listede bile değil. Wiki anıtları seviyor ama biz pek sevmiyoruz sanırım milletçe. 🙂

Bu sene Wiki Anıtları Sever fotoğraf yarışmasına katılan ülkeler ve yerel yarışma sayfalarına bağlantıları şöyle: Albania & Kosovo – Algeria – Armenia & Nagorno-Karabakh – Austria – Azerbaijan – Brazil – Bulgaria – Egypt – Estonia – France – Germany – Iran – Ireland – Israel – Italy – Latvia – Macedonia – Malaysia – Mexico – Nepal – Netherlands – Norway – Pakistan – Palestine – Romania – Russia – Slovakia – South Africa – Spain – Sweden – Thailand – Tunisia – Ukraine

Elinizde bu ülkelerden birinde çekilmiş tarihi ya da kültürel bir anıtın fotoğrafı varsa yarışmaya hemen katılabilirsiniz. Yüklediğiniz fotoğrafları sizin çekmiş olmanız ve daha önce Commons‘a yüklememiş olmanız gerekiyor. Fotoğraflarınız burada Creative Commons Attribution-Share Alike 4.0 International lisansı ile lisanslanmış oluyor ve Wikipedia gibi sitelerde kullanıma açık hale geliyor.

Olur da bizim ülkemizden de organize etmek isteyen birileri çıkarsa şurada neyin nasıl yapılması gerektiği anlatılmış.

Pazardaki Eski Kitaplar

Balıkesir’in pazar yerlerinin ününü buraya gelmeden duymuştum. Tarımsal açıdan verimli bir yer Balıkesir. Pazar günleri kurulan büyük pazar ise gerçekten büyük. Bu kadar tahmin etmemiştim açıkçası. Pazar yerinin yiyecek ve eşya satılan kısımlarından başka bir de bitpazarı kısmı var. Geçen hafta bitpazarı kısmına göz atarken eski kitaplar dikkatimi çekti. Hemen tezgaha yaklaşıp kitapları karıştırmaya başladım. İbsen’den Poincare’e kadar onlarca eski ama çok güzel kitap vardı. 1940’lı yıllardan itibaren Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan ve yurdun dört bir yanına dağıtılan çok değerli eserler. Benim bulduklarımın üzerinde Sındırgı Lisesi Kütüphanesi’nin çook eski etiketleri ve damgaları duruyordu. İçlerinden 10-11 tane seçip aldım, tanesi 1 TL’den. Ama bir yandan da içimi bir hüzün kapladı. Bu kitapların bir yerlerde bir kütüphanede durup olabildiğince çok insana ulaşması gerekiyordu. Ama kim bilir belki artık Sındırgı Lisesi’nin bir kütüphanesi bile yoktur.

Eve gelince internette küçük bir araştırma yaptım. Bu kitapların hiçbirisinin güncel Türkçe baskısı yoktu. İnternet sahaflarında bulunabiliyordu gerçi ama onlar da çok sınırlı sayıdaydı. Daha sonra bu kitapların güncel baskılarının olmamasını yadırgayanın tek ben olmadığımı farkettim. Hatta bu dünya klasiklerini bireysel çabalarla internette yayınlayan, ancak daha sonra bakanlığın yasal uyarısıyla bağlantıları kaldıran bir günlüğe rastladım. Burada yapılan yorumlarda da gördüm ki kitapseverlerin ortak isteği Project Gutenberg gibi Türkçe bir site olması. Tesadüf bu ya bunları görmeden tam bir gün önce İskandinav edebiyatı için hazırlanan benzer bir çalışmaya, Project Runeberg‘e denk gelmiştim. Aldığım kitaplar arasından okumaya ilk başladığım kitap ise ünlü Norveç’li yazar Henrik İbsen’in “Brand” adlı eseri. Bu vesileyle de İbsen’in ölümünün 100. yılı için yazılan güzel bir yazıyı burada paylaşayım.

6 Yıllık Rahatsızlık

Karnımın sağ alt tarafında hafif ama epey rahatsız edici bir ağrıyı ilk kez hissettiğimde 2009 yılıydı. O dönemde tıp fakültesinde öğrenci olan arkadaşlara danışmış, fikirlerini almıştım. Daha sonra da bir doktora görünmüştüm. Ancak yapılan muayne ve görüntülemelerde birşey çıkmamıştı. Ağrım da bir süre sonra geçmişti. İlerleyen zamanda, yıllar boyunca aynı yerdeki ağrı zaman zaman geri geldi. Ağrım olduğunda birkaç gün bekliyordum, geçmeyince bir doktora gidiyordum. O bölümden bu bölüme farklı uzmanlıktaki doktorlar tarafından muayne ediliyor, ultrasonlar çekiliyor ve sonunda birşey bulunamıyordu. Yurtdışında bulunduğum süre içinde de doktora bu sıkıntımı açıklamıştım, bilgisayarlı tomografi çekmek istemişlerdi ve benim ağrım yine geçtiği için istememiştim. Tekrar Türkiye’ye döndüğümde birkaç günlük ağrımın üzerine yine soluğu hastanede aldım. Artık ne varsa ortaya çıksın ve zaman zaman ortaya çıkıp rahatsızlık veren ne varsa bulunsun derdindeydim. Tahliller, ultrasonlar, yine birşey çıkmadı. Doktor da sonuçlara bakıp “Ağrın olduğunda ağrı kesici içersin geçer.” diyerek beni başından savdı. Teşekkür edip eve döndüm.

Bu olayın üzerinden 2 hafta kadar geçtikten sonra ağrı bir Cuma gecesi geri döndü. Ancak bu sefer daha farklı şekilde başladı ve aynı yerde olmasına rağmen öncekilerden daha çok canımı yakıyordu. Çok kötü olmadığımdan, o sırada yazlıkta olduğumdan ve haftasonu olduğundan acaba yine geçer mi diye bekledim. Ertesi gün de bir değişiklik olmayınca Pazar sabah erkenden yola çıkıp, hatta 100 km kadar da araba kullanarak acil servise gittim. Karın ağrısının ciddiye alınması gereken bir durum olduğunu doktorların tavrından da bir kez daha anladım. Muayneler, röntgen, tomografi derken sabah girdiğim acilde neredeyse akşam olmuştu ve hala bir teşhis konulamamıştı. Sonunda genel cerrahı çağırdılar. Cerrah tüm sonuçlara bakıp büyük ihtimalle apandisitim olduğunu, ancak bilinen apandisit belirtilerinden hiçbirini göstermediğimden ve görüntüleme sonuçlarında da çok açık görülmediğinden kesin bir tanı konulamadığını söyledi. Kalın bağırsağın arkasına yapışmış atipik bir apandisit olabileceğini söyledi. O akşam saat 8 civarında ameliyathanedeydim. Ameliyat sonrasında hem doktor tarafından hem de patoloji sonuçları tarafından apandisit olduğum %100 onaylandı. Böylece 6 yıllık bu işkence ve kafamın bir köşesindeki acaba neyim var sorusu sona ermiş oldu. Henüz iyileşme sürecinde olduğumdan arada rahatsızlık hissetsem de tamamen iyileştikten sonra rahat edeceğimi umuyorum.

INRA 2015

İlkine yetişemedim ama ikincisi (NRA 2014) ve bu sene de üçüncüsünü düzenlediğimiz haber öneri sistemleri çalıştayı yaklaşıyor. Bu sene çalıştayı INRA 2015 kısaltılmış adıyla (uzun ve orijinal adı ile: 3rd International Workshop on News Recommendation and Analytics), dünyaca ünlü öneri sistemi konferansı RecSys kapsamında, 20 Eylül 2015 sabahı gerçekleştiriyoruz. Çok yakında programı da açıklanacak olan yarım günlük çalıştayda 4 bildiri, 1 davetli konuşmacı ve 1 de demo sunumu olacak. Detaylara şuradan İngilizce olarak ulaşılabilir.


CryptoParty 2015

İnternette kişisel gizlilik ve güvenliğin öneminden uzun uzun bahsetmeyeceğim. Bu konu tabii ki çok önemli. Bu farklındalığa sahip olan kişiler az da olsa gizlilik ve güvenliklerini korumak için birşeyler yapıyorlar. Ancak maalesef çok büyük bir kesim bu konuda farklındalığa sahip değil. Daha değişik bir başka kesim ise farkında olmasına rağmen birşey yapmıyor.

CryptoParty etkinliği, tıpkı Belge Özgürlüğü Günü (Tr.) ve Yazılım Özgürlüğü Günü (İng.) gibi belirli bir konuda toplumdaki farkındalığı arttırmaya yönelik bir girişim. Dünyanın pek çok farklı noktasında, internetteki kişisel gizlilik ve güvenlik konularına dikkat çekmek için, sadece bilgisayarla çokça haşır neşir olan kişileri değil, toplumun her kesimini bu konuda bilinçlendirmek için etkinlikler düzenleniyor. Belge ve yazılım özgürlüğü günlerinden farklı olarak CryptoParty yılın belli günlerinde değil, ilgili kişiler olduğu sürece her zaman düzenlenebilen bir etkinlik.

cryptoparty_logo_vector

16 Mayıs 2015 günü Norveç’in Trondheim şehrinde 20 kadar kişi CryptoParty Trondheim etkinliğinde bir araya geldi. Etkinlikte daha çok kişisel gizlilik ve güvenliğimizi korumaya yardımcı araçlardan (internet tarayıcıları, parola yöneticileri, anlık mesajlaşma uygulamaları, arama motorları vs.), nasıl kullanıldıklarından söz edildi. Ben de özgür yazılımların ne olduğundan ve güvenlik konusundaki öneminden söz ederek katkıda bulundum. Sunum dosyasına (İngilizce) şuradan ulaşılabilir (Bazı slaytlar için geçmiş LKD seminer notlarını kullandım, buradan teşekkür etmeden geçmeyeyim). Sunumların ardından da OTR (Off the record – kayıt altına alınamayan) anlık mesajlaşma yazılımını deneyerek, birbirimize mesajlar gönderdik. Daha fazlası için zamanımız kalmadığından bu etkinliği arada tekrarlamak üzere vedalaştık. Etkinlikteki tartışmalardan çıkan güzel sonuçlardan birisi ise şöyleydi: “Bu araçları kullanan birkaç kişiden birisi olmak sizin kişisel gizliliğinizi arttırmaz, hatta tam tersi etki bile yaratabilir. Bu araçlar, onları kullanan belli bir sayıda insan (mümkünse çoğunluk) olduğunda anlam kazanır ve gerçekten işe yararlar.” O yüzden daha çok CryptoParty! 🙂

 

Tükeniş

Medyada zaman zaman haberlerini görsek de canlı türlerinin soyunun tükenmesi sanılandan daha kötü durumda. Tehlike altında olan sadece kutup ayıları, pandalar gibi birkaç canlı türü değil, onbinlerce canlı türü yok oluyor. Elbette evrimsel süreç içinde bazı canlı türlerinin soylarının tükenmesi olağan. Geçtiğimiz milyonlarca yıl içinde tükeniş hep vardı. Ancak şu anda görünen o ki bu tükeniş çok çok hızlı. Normalde bu tükenişin binlerce yıl zaman alması gerekirken şu anda sadece onyıllar alıyor. Bilmiyorum, bunun sebebinin insanların doğa üzerindeki etkisi olduğunu söylememe gerek var mı?

Yakın zamanda türlerin yokoluşu ile ilgili iki güzel video (İngilizce) izledim. İlki tarihteki jeolojik dönemler boyunca yeryüzündeki türlerin çok büyük bir kısmının yok olduğu büyük tükeniş dönemlerinden söz ediyor:

İkincisi ise günümüzde insan etkisi sebebiyle türleri tehlike altında olan canlıların hangilerini koruma altına almamız gerektiğine dair bir video:

Türlerin hepsini koruma altına almaya gücümüz yetmiyor. O zaman neye göre önceliklendirmeli hangi türleri koruyacağımızı? Evet pandalar çok sevimli ama ekosistemdeki yerleri ne? Ya da sadece onlar için harcanacak zaman ve parayla kaç canlı türü koruma altına alınabilir?

Medyada boy boy reklamları dönen çevre koruma kuruluşları neyi ne kadar bilinçli yapıyor? Bizler gündelik hayatımızı düzenlerken, birşeylere destek olurken ne kadar farkındayız bilimsel gerçeklerin?

Evrim ve türlerin yokoluşu demişken, Nightwish’in evrim temalı, Richard Dawkins’li yeni albümü pek hoş olmuş 🙂

Başka Bir Teknoloji Mümkün

2012 yılında Ege Üniversitesi’nde düzenlenen, enerji, bilişim ve tarım alanındaki alternatifler üzerine bir çalıştayda yanıtlamıştık “Başka bir teknoloji mümkün mü?” sorusunu.  O dönemde çalıştay hakkında yazdıklarıma şuradan ulaşılabilir. Tayfun Özkaya hocanın önayak olduğu ve oldukça güzel geçen bu çalıştayın ardından, çalıştayda konuşulup tartışılanları kitap haline getirme fikri doğdu. Uzun çabalardan sonra 2015 yılının Mart ayında nihayet “Başka Bir Teknoloji Mümkün” kitabımız daha da zenginleştirilmiş olarak raflardaki yerini aldı. 

Kitapta çalıştayın takipçisi olarak sürdürülebilir enerji politikaları, yerel tohum ve GDO, özgür bilgisayar yazılımları gibi konular ele alınmakta. Buna ek olarak Adrian Smith, Jean Robert ve Philip J. Vergragt’ın Türkçe’ye çevrilmiş yazıları bulunmakta. Bazen insanların doğayı nasıl tahrip ettiğine, uygulanan yanlış enerji politikalarına, insan sağlığını hiçe sayan tarım ürünlerine, tekelleşmiş yazılım firmalarına bakıp da iç geçirdiğiniz oluyorsa ve kendi kendinize “Bu böyle ne kadar daha gidecek, yok mu bir çözümü?” diye soruyorsanız bu kitabı beğenebilirsiniz. Çünkü yanıtlamaya çalıştığımız “Başka bir teknoloji mümkün mü?” sorusunun yanıtını en baştan veriyoruz: “Evet, başka bir teknoloji mümkün!”

kitap_baskateknolojiKitabın içindeki bölümler ise şöyle:

1- “Başka Bir Teknoloji Mümkün mü?” Sorusu Üzerine Kısa Bir Deneme
Duygu Kaşdoğan

2-Teknoloji Sürdürülebilir Hayata Nasıl Katkıda Bulunabilir?
Philip J.Vergragt

3- Teknoloji ve Mühendislik Bilimlerinin Kavramsal Tarihi Üzerine
Prof. Dr. Beno Kuryel

4- Bilgisayar ve Özgürlük: Özgür Yazılımlar
Özlem Özgöbek

5-Teknolojik Determinizm ve Teknolojinin Toplumsal Denetimi
Dr. Baha Kuban

6- Özgür Tohumlar ve Tarım
Prof. Dr. Tayfun Özkaya

7-Alternatif Teknoloji
Jean Robert

8-Biyolojik Mücadele, Şirketlere mi Topluma ve Doğaya mı Hizmet Edecek?
Prof. Dr. Tayfun Özkaya

9- Alternatif Teknoloji Hareketi: Çerçeve Analizi ve
Teknoloji Geliştirme Üzerine Müzakereler
Adrian Smith

10- İklim Değişikliği ve Karbon Kilitlenmesi
Dr. Baha Kuban

11-Satılık Bilim İnsanları Aranıyor
Prof. Dr. Tayfun Özkaya

12- SORU VE CEVAPLAR

Kayıt Olmak ya da Ol(a)mamak…

Üniversitede doktora sürecini tamamlamak için, ders almak, araştırma yapmak, tez yazmak gibi şeylerin yanı sıra sağlamanız gereken koşullardan bir tanesi de formasyon dersleridir. Bu derslerde insan psikolojisi, öğrenme yöntemleri, ölçme ve değerlendirme kriterleri hakkında bilgi sahibi olmanız ve tabii ki olası akademik hayatınız boyunca bunları kullanmanız beklenir. Ben de doktora sürecimin sonuna yaklaşmış birisi olarak bugün bu derslere kayıt olmak için Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ndeydim.

Ege Üniversitesi öğrencileri bilirler, bu üniversitede kayıt olmak zordur. Bilgisayar sistemi hemen her kayıt döneminde en az bir kez çöker ve kayıt süresi uzatılır. Bu arada dersler başlar ama kayıtlar bitmez bir türlü. Ve daha bir sürü karmaşa yaşanır kayıtlar ve notlarla ilgili. Yardım edelim deseniz kabul etmezler, sorunları çözmek için zaten bir girişim yoktur, varsa da işe yaramaz. Bütün bu saçmalıkların ardından bugün gördüm ki formasyon derslerine kayıt olmak çok daha değişik(!) bir tecrübeymiş.

180220131770-300x225
Beklemeye başladığımızda önümüzde onlarca insan vardı.

Geçmiş yıllarda formasyon derslerini alan arkadaşlarımdan duymuştum, erken gidip sıraya girmek gerekiyor demişlerdi. Dersler internette ilan edildikten sonra (İlanda kayıtların saat 10:00′da başlayacağı yazıyordu.) ilgili kişiyi telefonla arayıp kayıt hakkında bilgi almıştım. Aynı şeyi o da söylemişti: “Erken gelip sıraya girmeniz gerekiyor. İnsanlar 7:30 gibi burada oluyorlar.” Ben de söz dinledim, kayıtların ilk günü saat 7:30′da oradaydım. Kayıt olmak için bölümden iki arkadaşımla birlikte gitmiştik. Önümüzde en azından 60 kişi sıradaydı. Kayıtlar saat 9:30 civarı başladı. Ve o sırada arkadamızda da bir o kadar kişi bekliyordu.

180220131772-300x225
Beklemeye başladıktan biraz sonra arkadamızdaki sıra. Merdivenlerden aşağısı görünmüyor ama orada da bekleyenler var.

Sonradan gelip araya kaynayan insanlar tabii ki yine vardı, hem de onlarcası. Edilen tüm laflara, yapılan tüm uyarılara rağmen büyük bir yüzsüzlükle gülümseyip yollarına devam ettiler. Kültür ve eğitim seviyesinin, içinde bulunulan öğretim seviyesi ile bir ilgisi olmadığını bir kez daha kanıtladılar bize. Bu sırada kontenjanın 75 kişi olduğu söyleniyor, en arkadakiler sıra bize de gelir belki umuduyla beklemeye devam ediyorlardı. Kayıt için odaya giren her kişinin ortalama 5 dk civarında içeride ne yaptığı benim için hala gizemini koruyor. Zira 4,5 saat sırada bekledikten sonra nihayet içeride kalışların süresi azaldı ve 5. saatin sonunda sıra bana geldiğinde 1 dk’ya kadar inmişti. Kayıt alan hocalar herkesle görüşeceklerini söylüyorlardı. Sanırım arkadaki insanlar sırada bekleme rekoru kırdılar. Sıranın en önünde bekleyenlerin ise saat 6:00 civarında orada olduklarını duyduk.

180220131773-300x225
Beklemekten yorgun düşmüş doktora öğrencileri ve paylaşılan koltuklar.

Eğitim Fakültesi’nin elindeki imkanları bilemiyorum ancak eminim bu kayıt işlemini hem kendileri hem de öğrenciler için bir işkence olmaktan çıkarabilirler. Bilgisayarı, teknolojiyi tabii ki kullanabilirler, kendileri yapamıyorlarsa yardım isteyebilirler, seve seve yardım ederiz. Ama hepsini geçtim, en ilkel yöntemlerle bile bu işi kolaylaştırmanın ya da dersin kontenjanını arttırmanın onlarca yolu var. Tek gereken azıcık öngörü ve birkaç basit dört işlem hesabı. Düşünmek bu kadar zor olmasa gerek.

Sonuçta, benim için sabah 7:30′da başlayan formasyon dersleri kayıt macerası saat 12:30′da sona erdi. Ardında bol muhabbet, eleştiri, çözüm fikirleri, geyik, yeni insanlarla tanışma, dayanışma, birkaç boş koltuğu onlarca insanla paylaşma, 4 saattir ayakta durmakta olan insanlara “koridoru kullanamıyoruz, düzgün sıraya girin” diyen bir öğretim elemanı, bolca diz ve bel ağrısı ve verimsiz bir öğleden sonra bırakarak sona erdi. Yaklaşık 200 doktora öğrencisi ortalama 5 saatte sırada beklemekten daha faydalı işler için kullanılabilirdi sanki.

Güncelleme (2015): Uzun zamandır yazamadım, bu yazımın ardından konuya ilgi gösteren tüm üniversite yetkililerine teşekkürler. 2014-2015 eğitim öğretim yılı itibariyle formasyon kayıtları internet üzerinden yapılmaktadır.