Kategori arşivi: Gezi

Reykjavik’ten Detaylar

Temmuz ayındaki İzlanda seyahatimden sonra hala arada geriye dönüp fotoğraflara bakıyorum ve baktıkça aslında fotoğraflamadığım pek çok detay hatırlıyorum.  1000’e yakın fotoğraf çekmişim toplamda ama aklımda kalanlara göre fotoğraflar çok eksik kalmış yine de.

Aşağıdaki fotoğraflar İzlanda’daki son günümde, çok güzel bir havada Reykjavik’te etrafta yürürken yakaladığım bazı detaylar.

dsc_5497

dsc_5509
Bir sergiden detay. Serginin sadeliğine hayran kalmıştım.
dsc_5513
Ünlü kilise Hallgrímskirkja ve Leifur Eriksson heykeli.

dsc_5519

dsc_5522

dsc_5525

dsc_5529
Eski bir fotoğraf çerçevesi. Kim bilir kimlere ait.

 

dsc_5528
Dekoratif tabak.

 

Aşağıdaki son dört fotoğraf ise Reykjavik’teki ilk günümde görüntülediğim detaylar.

dsc_4747
Harpa – Konser salonu.

 

dsc_4784
İşlenmiş balık derisi.

 

dsc_4726

dsc_4802

İzlanda’da Birkaç Gün

DSC_5076-crop

Uzun zamandır görmek istediğim İzlanda yalnızca hayallerimde iken aniden gelişen olaylar sonucu gerçeğe dönüştü. Her ne kadar yalnız yolculuk etmeyi ve gezmeyi sevsem de en az iki kişi gezmenin bazı durumlarda daha ekonomik olduğu bir gerçek. Örneğin İzlanda gibi görülecek ilginç yerlerin şehir içinde olmadığı, buralara gitmenin en iyi yolunun ise (bence) araba kiralamak olduğu ya da birden fazla kişinin kalabileceği bir odayı, tek kişilik günlük hostel parasına kiralamak durumlarında olduğu gibi. Sonuç olarak, bir yol arkadaşı bulan ben sevinçle kütüphaneye gidip İzlanda’yı anlatan kitaplar aldım. 🙂 Kitaplar epey detaylı olsa da oraya gidip görmeden önce kitapta anlatılanlar havada kalıyor. Yine de giriş düzeyindeki bilgileri edinmek için faydalı olduklarını söyleyebilirim.

Genelde uzun uzun anlatmayı, geziye ait çeşitli notlar düşmeyi seviyorum. Ama bu kez bütün detaylardan önce İzlanda deneyimimi maddelerle özetlemek istiyorum:

  • İzlanda’nın sadece Reykjavik bölgesi ve güney sahilini (Kirkjubæjarklaustur’a kadar) 7-12 Temmuz 2016 tarihlerinde gezdim.
  • Çok fazla turist var! Daha doğrusu benim beklentimin çok ötesinde turist vardı İzlanda’nın her köşesinde. Gerçi ziyaretimin tam tatil sezonuna denk gelmesinin de sonucu olabilir ama yerel insanlardan öğrendiğime göre kışın bile epey turist oluyormuş. Dünya çok kalabalık, insanlar her yerde.
  • İzlanda nüfusunun 3’te 2’sinin yaşadığı başkent Reykjavik bence çok özel bir yer değil. Elbette görmeye değer ancak bence asıl ilginç yerler şehir dışında. Reykjavik’te evlerde sıcak su çeşmelerinden kaplıca suyu akıyor ve oldukça kötü kokuyor. 🙂
  • İzlandalılar turizmi geliştirme ve pazarlama konusunda oldukça başarılılar. (Bkz. ikinci madde!)
  • İzlanda’da gördüğüm ağaçların neredeyse tamamı şehir içinde bulunuyor.
  • İzlanda mutfağı benim tecrübe ettiğim kadarıyla Norveç mutfağının benzeri ve biraz daha kötüsü. Hiç şaşırtıcı değil bu tabii ki.
  • İzlanda dilinin dilbilimsel olarak hiç alakası olmadığı halde telafuzunun Fince’ye benzemesi ilginç.
  • Reykjavik’ten uzaklaştıkça şehir dışında yaşayan insanlar için üzülmedim değil, çok izole yaşıyorlar.
  • Adanın coğrafyası çok değişik. Yanardağlar, buzullar, devasa şelaleler, her yere saçılmış volkanik taşlar, geysir… Gerçekten görülesi ve tecrübe edilesi yerler.

SONUÇ: İzlanda’nın küçük bir bölümünü görebildim ama gördüğüm kadarını çok beğendim. Aslında estetik olarak çok güzel diyemem belki de ama çok değişik, etkileyici ve özel olduğu kesin. Adanın geri kalanı beni bekler. 🙂 Bir sonraki hedefim adanın diğer bölümleri, balina gözlemi ve bu gezide zamanımın yetmediği Vatnajökull buzulu. Kim bilir belki bir yanardağ patlaması bile denk gelir… 🙂

NOT: Çektiğim fotoğraflara buradan ulaşılabilir.

Seminerlerin Ardından Çayeli’nden Öteye

Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde ve Rize’nin Çayeli ilçesinde Linux ve özgür yazılım anlatmak için yollardaydık bu kez. Kelkit’te meslek yüksekokulu öğrencilerine, Rize’de ise meslek lisesi öğrencilerine hitap ettik. Eee oralara kadar gitmişiz, Çayeli dediğin Kaçkar Dağları’nın dibi, nasıl durulur ki bir yaylaya çıkmadan?

DSC_7400-300x199
Ayder Yaylası.

Perşembe ve Cuma günleri seminerler vardı, ardından haftasonunu fırsat bilerek Ayder Yaylası’na çıktık. Aslında Ayder Yaylası’na yıllar önce gitmiştim. Fazla betonlaşmış, şehirleşmiş, kalabalıklaşmış bulup keyif alamamıştım. Ancak mevsim itibariyle ulaşılabilecek yayla sayısı fazla değil, özellikle de toplu taşıma araçlarıyla gidecekseniz. Neyse ki sezon açılmadığı için yaylada fazla kalabalık yoktu. Tabii ne yazık ki tesisleri, binaları taşıyamıyorsunuz. Çoğu kapalı olmasına rağmen şehir havasından kurtulamıyorsunuz.

DSC_7261-300x199
Yürüyüş sırasında görünen Kaçkar Dağları.

Yaylaya çıkma amacımız gezip görmek kadar, dağ tepe bayır yürümekti aynı zamanda. Yanımızda botlar, tozluklar, yağmurluklarla zorlu Karadeniz koşullarına hazırlıklıydık. Bundan önce Karadeniz’e her gidişimde mutlaka yağmura yakalanmıştım. O kadar çok yağış alan bir bölgeyi, hem de bu mevsimde yağmursuz düşünemiyordum. Ancak 11 Nisan’da Erzincan’da başlayıp 15 Nisan’da Trabzon’da biten etkinliğin sadece ilk günü, yani 11 Nisan’da Erzincan’da yağmur vardı. Ayder Yaylası’nda hava günlük güneşlikti. Yürüyüş sırasında yandık epey. Hem çok sıcaktı hem de güneş fena yakıyordu. Yağmura ve kara karşı hazırlıklıydık ama güneş hiç aklımıza gelmemişti. Suratımdaki tüm güneş yanıklarına rağmen yine de çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Hem tüm manzaranın tadını çıkarabildik hem de hiç ıslanmadık. Her yerden gürül gürül akan sular eşliğinde, sonradan Kavrun Yaylası’na doğru çıktığını öğrendiğimiz karlı yolda 5-6 kilometrelik keyifli bir yürüyüş yaptık.

DSC_7305-199x300
Gürül gürül akan dereler.

Yürüyüş boyunca hayıflandığımız birkaç şey oldu. İlki alınan kilolar ve kondisyon eksikliği. Benim için aylardır hareketsiz oturmanın cezası. İkincisi kafa lambası almamış olmamız. Hava kararmadan dönmek zorunda oluşumuz, sürekli saati kontrol etmekle ve geri dönüş yolunu hesaplamakla uğraştırdı bizi. Bir diğeri yanımıza GPS almamış olmamızdı. Tam olarak kaç kilometre yürüdük daha kolay hesaplayabilirdik. Son olarak güneşi hesaba katmamış olmamız var. Belki çok nadir bir hava durumuna denk geldik ama şapka ve güneş kremi bu mevsimde bile gerekli olabiliyormuş Karadeniz’de. Bir de yolun neredeyse üçte birini Ayder Yaylası’ndan çıkmak için tırmanarak geçirdik. Tüm tesislerin bittiği yere kadar bir araçla gelinse çok çok daha keyifli bir yürüyüş yapılabilirdi ancak bizim durumumuzda bu geçerli değildi tabii.

DSC_7321-199x300
Yol boyunca şelaleler vardı.

Geri dönüşle birlikte toplam 10-12 kilometrelik bir yürüyüşün ardından muhlama yemek lazımdı. 🙂 Yanında gelen mısır ekmeği de ayrıca harikaydı. Genel olarak yemeklerden memnun kalınca (köfte de hiç fena değildi doğrusu) ertesi gün sabah kahvaltısını da aynı yerde yapmaya karar verdik.

Ertesi gün sıcak ama hafif bulutlu bir hava vardı Ayder’de. Söylentilere göre yağmur yağacakmış sonraki gün. E tabii biz gidiyorduk, yağsın artık. 🙂 Ayder dönüşü Pazar ilçesi üzerinden Çayeli’ne gidecektik. Pazar’dan Çayeli minibüsüne binmeden önce bir peynirci dükkanını satın almaktan son anda vazgeçtik ve sadece kocaman birer torba peynirle yetinmeye karar verdik. 🙂

İki güzel seminerin ardından yaylaya çıkmak gerçekten keyifli oldu. Çayeli’ndeki seminerde lise öğrencilerine hitap ederken daha hareketli, görseli bol sunumlar yapmamız gerektiğini öğrendik. Öyle olsa daha iyi olabilirdi ama yine de hem bir kısım öğrencinin hem de öğretmenlerin ilgisi gayet iyiydi.

DSC_7200-300x199
Çayeli semineri.

Kelkit seminerinde karşımızda zaten hitap etmeye alışık olduğumuz bir kitle olduğundan, daha güzel ve sorunsuz geçti seminer. Seminere olan ilgiden oldukça memnun kaldık.

DSC_7144-300x199

Kelkit semineri.

Kelkit’te her yerde kuşburnu yetiştiğini öğrenmem, oraların ünlü kuşburnu içeceği (fındıkla ve soğuk olarak denedik), Kelkit’ten Rize’ye giderken geçtiğimiz Gümüşhane’nin merkezi ve ünlü Zigana Geçidi aklımda kalan diğer şeyler oldu. Ve seminerlerin ardından Çayeli’nden öteye yaptığımız bu küçük gezi, uzun zamandır hayalimde olan, sırtımda çadır o yayladan bu yaylaya, konaklaya konaklaya daha uzun bir yürüyüş isteğini körükledi.