Kategori arşivi: Yiyecek

Mantar Avı

Ormana gidip mantar toplamak mı? Ben hiç anlamam mantar cinslerinden. Hem bu konuda birisine güvenmek de çok zor, ya zehirli çıkarsa?

Mantar toplamak bazıları için vazgeçilmez bir hobi. Bu konuda uzman diyebileceğim birkaç arkadaşım var ama ben hiç öğrenmeye heves etmedim. Ta ki İngilizce adı ile ‘Chanterelle’ ile tanışana kadar. Türkçe’de ne dendiğini bile bilmiyorum ama Wikipedia’ya göre yumurta mantarı deniyormuş. Bu mantarı zehirli bir mantar ile karıştırmak gerçekten zor görünüyor. Sanırım suni ortamda yetiştirmesi zor olduğundan marketlerde pek bulunmuyor. Tadı ve kokusu çok cezbedici, ayırdetmesi kolay olduğundan ve buralarda bolca bulunduğundan artık benim de toplayabileceğim bir mantar var 🙂

Chanterlle
İlk mantar toplama deneyimim.

Yine de hala mantar toplamaya ya da diğer cinsleri öğrenmeye hevesim pek yok. Daha ziyade ormanda yürüyüşe çıktığımda, özellikle yağmurlu bir mevsimdeyse, etraftaki mantar çeşitliliğine hayran hayran bakmayı seviyorum. Arada biraz da fotoğraf çekiyorum:

  

 

 

  

Bazı mantarlar o kadar büyük, bazıları da o kadar değişik renk ve şekillerde ki insan içinde mantar evlerin olduğu masal ve filmlerin nereden çıktığını daha iyi anlıyor 🙂

Norveç Lezzetleri – 1

Daha önce Norveç noel lezzetlerini yazmaya başlamıştım. Fakat burada paylaştığım fotoğrafları kendim çekmeye çalıştığımdan diğer yemekler hakkında yazmadan önce biraz beklemeye karar verdim. Özellikle anlatması sadece kelimelerle zor olan yemeklerin yapılışını ya da Türkiye’de bulabileceğimizden farklı malzemelere sahip yemekleri farklı aşamalarda fotoğraflamak istiyorum. O yüzden anlatması ve tarifi çok kolay olan, fotoğrafa fazla ihtiyaç duymayacağım bir yemeği yazmak istiyorum: Fårikål (Türkçe okunuşu: forikol). Tam Türkçe anlamıyla ‘lahana içinde kuzu eti’. Ben ‘lahanalı kuzu eti’ diye çevirmeyi tercih ediyorum 🙂

Her sonbahar, Eylül – Ekim aylarında Norveç’te marketlerde taze kuzu etleri boy gösteriyor. Bu aylar dışında da kuzu eti bulmak mümkün ama genellikle dondurulmuş olarak ya da taze ama sadece büyük marketlerde. Bu aylarda ise üzerinde ‘forikol eti’ yazan büyük paketlerde, kemikli ufak parça kuzu etleri satılıyor. Sanırım aynı zamanda lahana mevsimi de açılmış olduğundan, sadece bu iki malzemeyle ağır ateşte pişen ‘forikol’ sezonu başlamış oluyor.

Bu yemeğin tarifi ise şöyle: Önce lahana büyük parçalar halinde dilimleniyor. Evet, herhangi bir özen gösterilmeden, kocaman bir bıçakla lahana 2-3 cm kalınlığında dilimleniyor. Daha sonra, bir tencereye kuzu etlerinin yağlı kısımları alta gelecek şekilde bir sıra kuzu eti diziliyor. (Bu etlerin ufak parçalar halinde olduğunu yukarıda yazmıştım.) Üstüne biraz tuz ve karabiber ekiliyor ve lahana dilimleri bir sıra döşeniyor. Lahanaların da üzerine biraz tuz, karabiber ekiliyor. Bu şekilde, yani bir sıra et, bir sıra lahana olacak şekide, aralara tuz ve karabiber serpilerek, tüm malzemeler bitene kadar tencereye kat kat döşeniyor. Bu tarifte geleneksel olarak toz karabiber yerine tane karabiber kullanılıyor ama ben toz karabiberi tercih ediyorum. Tüm malzemeler tencereye döşendikten sonra yarım ya da 3/4 su bardağı su ekleniyor, tencerenin kapağı kapatılıp eklenen su kaynayana kadar hızlı ateşe konuyor. Çok çok az su konduğundan bu süre genellikle 1-2 dakikayı geçmiyor. Su kaynadıktan sonra ise ateş mümkün olduğunca kısılıyor ve tencerenin kapağı kapalı şekilde 2 saat kadar pişmeye bırakılıyor. Bu süre içinde lahanalar suyunu salıyor ve 2 saatin sonunda tencereden buharlaşan suya rağmen tencerenin neredeyse yarısı su dolmuş oluyor. Sonuç ise şunun gibi oluyor:

Orijinal fotoğraf: https://www.flickr.com/photos/placbo/1656899862

Hazırlaması oldukça kolay ama pişmesi zaman alan bir yemek. Özel bir malzeme gerektirmiyor, yani dünyanın birçok yerinde denenebilecek bir tarif. Ağır ateşte lahana suyu ile piştiğinden olsa gerek, tadı harika, kıvamı da ağızda dağılacak kadar yumuşak. Tavsiye ederim!

Norveç Noel Lezzetleri – 1

Uzun zamandır aklımda Norveç yemekleri hakkında yazmak var. Norveç’te geçirdiğim dördüncü Noel’den sonra, en azından Noel’e özel birkaç lezzet hakkında yazmaya başlayayım artık.

Kuzey iklimlerinin Akdeniz iklimi gibi çok fazla sebze-meyve yetiştirilme olanağı vermediği bir gerçek. Ancak her iklimde olduğu gibi burada da bu iklime özel yetişen bitkiler var. Bunlardan bir tanesi İngilizce ‘cloudberry’, Norveççe ‘multe‘ adıyla bilinen bir meyve (berry). Diğer pek çok meyveden farklı olarak sadece yabani olarak yetişiyor ve bu nedenle de oldukça kıymetli. Norveç’te bu bitkinin doğada yetiştiği yeri bilenler bunu sır gibi saklıyor ve kimseyle paylaşmıyorlar. Bitkinin meyveleri sonbaharda toplanıyor ancak marketlerde dondurulmuş olarak yıl boyunca satılıyor. Bu meyve hakkında daha detaylı bilgi için İngilizce ve Türkçe Wikipedia makalelerine bakılabilir.

İngilizce ‘cloudberru’, Norveççe ‘multe’ meyvesi. (Kaynak: Wikipedia)

Gelelim Noel lezzetlerine… Norveç’te Noel yemekleri ne kadar ağırsa tatlıları da o kadar hafif. Gerçi genel olarak tatlılar az şekerli ve çok hafif. O yüzden bizim baklava, kadayıf, lokum gibi tatlıları neredeyse yenmeyecek kadar tatlı buluyorlar. Noel’e özel tatlılardan birisi de yukarıda bahsettiğim meyvenin, çok hafif şekerle çırpılmış krema ile karıştırılmasıyla yapılan ‘multekrem‘. Hazırlaması ne kadar kolay değil mi? Pişmiyor bile! Türk mutfağının uzun zaman alan yemek hazırlama süreleri ile karşılaştırıldığında Norveç mutfağı gerçekten çok basit.

Multe, çiğ olarak hafif şekerle karıştırılıp kahvaltı sofrasında reçel yerine de yeniyor.

Multekremin yanında genellikle dondurma külahı şeklinde kıvrılmış, ‘krumkake‘ adı verilen kurabiyeler ikram ediliyor. Krumkake, dondurma külahından daha tatlı, ayrıca daha ince, yağlı ve kırılgan bir yapıya sahip. Üzerindeki şekiller de farklı. Ağızda kolayca eriyor. Açıkçası benim yedikçe yiyesim geliyor 🙂 Multekrem ve krumkake de birbirine çok yakışıyor.

Bir Norveç lezzeti: Multekrem ve krumkake.

Fasülyelerin İzinde

Temmuz ayında DASK Anadolu Dağ Maratonu için yolumuz Bolu’ya düştüğünde, tesadüf bu ya, Bolu’nun pazarına denk gelmiştik. Orada bir köylü teyzenin sattığı çeşit çeşit kuru fasülyeden dört tanesini denemek üzere almıştık. Ben henüz sadece birisini deneyebildim. Alırken hepsinin adını öğrenmek istemiştim aslında ama teyzenin de bu konuda fazla bilgisi yoktu. Birisinin adının “Sarıkız” olduğunu, bir başkasına ise “Beşiktaşlı” dediklerini söylemişti.

Eve döndükten sonra ara ara aklıma geldi, merak ettim bu fasülyeler neydi? Anavatanları neresiydi? Hayatımda ilk kez gördüğüm türlerdi. İnternette yaptığım araştırmalar sonucu Türkçe sitelerde fazla birşey bulamadım. Sadece Sarıkız tohumları satan sitelere rastladım. Demek bu fasülyenin adı halk arasında Sarıkız’dı gerçekten. Diğerlerini ise sonunda İngilizce olarak aramaya başladım. Tam olarak ne diye arayacağımı bilmesem de bir şekilde iki tanesinin adına ulaştım. Yeterli olmasa da Türkçe kaynak olsun diye burada paylaşmak istedim.

“Calypso”, “Yin Yang” ya da “Orca” olarak bilinen, pazardaki teyzenin “Beşiktaş’lı” diyerek yerelleştirdiği fasülye. Bu fasülyenin bir tarifi için buraya bakabilirsiniz.
Araştırdıklarım arasında en çok “Butterscotch Calypso”ya benzeyen fasülye. Benzeyen diyorum çünkü gördüğüm “Butterscotch Calypso” fotoğraflarında kahverengi bölümlerdeki koyu çizgiler yoktu.

Buraya fotoğrafını koymadan önce pişirdiğim türün bir ton açık renklisi. “Sarıkız” dedikleri buydu yanlış hatırlamıyorsam. Dediğim gibi bir de bunun biraz daha koyu renk olanı vardı. Adını henüz bulamadım.