Küçükken okuduğum ya da annemin ve babamın bana okuduğu ‘Çirkin Ördek Yavrusu’, ‘Prenses ve Bezelye Tanesi’, ‘Kibritçi Kız’, ‘Küçük Denizkızı’ gibi masalların yazarı Hans Christian Andersen’in adını masal kitaplarının üstünde görürdüm. Görürdüm de yazarın hayatını, nerede doğduğunu ve büyüdüğünü hiç merak etmemiştim. Danimarka’lı olduğunu ise çok sonraları tesadüf eseri öğrenmiştim.
Hayat bu ya, geçici bir süreliğine Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamaya başladım ve yolum trenle yaklaşık 2 saat uzaklıktaki Odense’ye düştü. Eh o civara gitmişken gezmemek olmaz tabii. Şehirde gezip görülecek yerleri araştırırken en üstte H. C. Andersen evi çıkıyor. Tabii insan tarihi bir ev göreceğini düşünürken, internetteki süper modern görünümlü binalar ilk başta biraz kafa karıştırıyor. Odense’ye vardığımda hava kararmak üzereydi. Otele yerleşme, akşam yemeği derken saat akşam 9’u buldu. Yemekten sonra otele dönerken yolu biraz uzatmaya karar verdim. Klasik iş yeri görünümlü binaların arasından yürürken, tesadüfen yol beni çölün ortasındaki vaha olarak tanımlayabileceğim bir yere çıkardı. Karanlıkta ışıklandırılmış yuvarlak ahşap bir mimari ve camdan duvarlar, ağaçların arasından görünüyordu. Binaların üstü de kısmen bahçeydi. Bahçe ve binalar bir bütün gibiydi. Aydınlatması, binaların ve bahçenin içinden kıvrılarak geçen dar patikaları ile bir masal diyarı gibi. Sabah ilk işim buraya gelmek olsun diye içimden geçirerek, H. C. Andersen evi ile ilk karşılaşmamı yaşamış oldum.

Sabah kahvaltıdan sonra da doğruca H. C. Andersen evinin yolunu tuttum. Bütün bu alan, bahçe de dahil, Andersen’in 1805 yılında doğduğu evi de içine alacak şekilde bir müze olarak tasarlanmış. Bütün binalar birbirine bağlı, müzeye girince hepsinden sırayla geçiliyor. Müzede interaktif bileşenler, ücretsiz sesli rehber ve çocuklar için harika alanlar var. Sesli rehber moton bir şekilde bilgi vermek yerine, tiyatral bir şekilde görsel bileşenleri tamamlayıcı olarak kullanılmış. Müze Andersen’in hikayesini anlatırken tarihi belgelere ek olarak heykellerle, müzikle ve diğer görsel sanatlarla hikayeyi zenginleştirmiş. Bu müze sadece bilgi vermiyor, Andersen’in hikayesini onun gözünden ve tüm duyulara hitap ederek anlatıyor.


Şurada müze hakkında daha çok bilgi almak ve fotoğraflarını görmek mümkün: https://hcandersenshus.dk/en/h-c-andersens-hus/
Şurada da bahçe hakkında detaylı bilgi verilmiş: https://hcandersenshus.dk/en/garden/
Bence sadece binayı ve bahçeyi görmek için bile gidilmeye değer bir yer.
Hans Christian Andersen masalların yanı sıra kağıttan oyma figürler, kitaplar, şiirler ve kolaj gibi farklı alanlarda da pek çok eser üretmiş. Hayatının büyük kısmını seyahat ederek geçirmiş. 1840-1841 yılları arasında uzun bir Yunanistan ve Türkiye turuna çıkmış. Türkiye’de yolu İzmir’den ve İstanbul’dan geçmiş. Ardından Macaristan’da ünlü besteci Franz Liszt ile tanışmış. Bu da müzeden bir anektod:
‘Bir kadın Andersen’e ‘Çıktığınız pek çok uluslararası yolculukta bizim küçük Danimarkamız kadar güzel bir yer gördünüz mü?’ diye sormuş. Türkiye gezisinden yeni dönmüş olan Andersen ‘Evet, Tanrı biliyor ki gördüm!’ diye yanıtlamış hemen. ‘Çok daha güzel yerler gördüm!’ diye eklemiş. Kadın hiç hoşuna gitmeyerek ‘Demek bir vatansever değilsiniz!’ demiş.’


Yazarın ünlü masallarının el yazmaları, mektuplar, yazara ait çeşitli objeler, kağıttan katlayarak ve keserek yaptığı figürler, kolajlar ve daha pek çok eser müzede sergileniyor. İlgiçtir ki ‘Çirkin Ördek Yavrusu’ masalının el yazmasının nerede olduğu bilinmiyormuş. Yine de masala bir camekan ayırmışlar ve bir parça tüy koymuşlar. El yazması bulunana kadar yerinde bir ördek tüyü duruyor 🙂
Müzede birkaç saat harcadıktan sonra, H. C. Andersen’in 14 yaşında Kopenhag’a gidene kadar büyüdüğü evi ziyaret ettim. Bu ev yazarın doğduğu evden yaklaşık 10-15 dakika yürüme mesafesinde. Yazarın en güzel çocukluk anılarının bu evde geçtiğini yazmışlar. Babası ayakkabıcı annesi ise çamaşırcı olan Andersen, yoksulluk içinde büyümüş. Çocukluğunda yaptığı gösterilerle izleyenleri eğlendirirmiş ve tiyatro hayranıymış. Babasını erken yaşta kaybettikten sonra 14 yaşında tiyatrocu olmak için Kopenhag’a gitmiş. Orada ise temel eğitim alması için okula göndermişler. Yazarlığa da bu sayede başlamış.
Andersen 1875 yılında Danimarka’da kanserden hayatını kaybetmiş. Hayatı boyunca hiç evlenmemiş ve hiç çocuğu olmamış. Öldükten sonra yapıtlarıyla hatırlanmak, belki de ölümsüz olmak istemiş. Dünya görüşünü müzede ünlü yazarın şu sözleri ile özetlemişler:
‘Herşey tam olarak anlamadığımız ama günlük hayatta alışageldiğmiz bir mucize.’
Bugün yazarın eserleri tüm dünyada 160’tan fazla dile çevrilmiş durumda ve kim bilir kaç nesil onun masalları ile büyüdü/büyüyor.


Odense çok büyük olmayan güzel bir şehir. Hans Christian Andersen 1867 yılında Odense’nin onursal vatandaşı ilan edilmiş. İlk müze ise 1908 yılında doğduğu evde açılmış. Odense şehri hakkında da yazılacak çok şey var ama şimdilik bu kadar.






